Bekliyorum

 İçimde bir yorgunluk,takatsizlik, saatlerce hatta günlerce  uyuma isteği  ben hep böyleydim  ne zaman daralsam kaçış  yeri bulamasam uyumak isterim  bir çocuk  gibi sanki uyuyunca herşey  geçecek  gibi babam öldüğünde de günlerce uyumuştum bir çoğu  laf etmişti arkamdan. Insan karşısındakinin görüntüsünde  bir seyler çıkardığını  sanıyor  ruh halini bilen yok. Büyüdüm  yadırgamıyorum  artık.

Evde onlarca is var 2 haftadır  utu yapmadim elim kolum kalkmiyor icimde bir devin uyanışı  var. Sancı  cekiyorum biliyorum  ama belirsizlikler beni yoruyor.

Canım  eşim  beni benden cok düşünen  yol da ki yönüm kıymetlim nasılda  fark etti benim bile giremediğim  delhizleri  onunla konusmak şifa  bulmak gibi  beni anladığını,

 sevdiğini  yuregimin derinlerinden hissediyorum .

Geleceğime umut oluyor , içimde ki firtina dindiginde hersey daha güzel  olcak sadace bekliyorum.

baharda geldi bir içime gelmedi



Hayattayken dağ gibi duruyordu yanımda babam, o varken hiçbir kuvvet beni yıkamazdı, o varken kimse bana zarar veremezdi. Yıkılıyorum, ama söylenmeden, şikayet etmeden kalkmayı da öğreniyorum. Zarar görüyorum, ama üstümdeki tozu toprağı silip tekrar iyileşiyorum. Her kendi kendimle kalktığında, her kendi kendine iyileştiğimde, istisnasız bir şekilde o yokken sağ çıktığın her savaşımda, yanındaki hayalete "oldu mu baba" diyorum cevap gelmiyor ama yine de içimden bence oldu diyorum.
Hayatta hep korunan tarafta oldum korumak bana düşmemişti  ta ki ‘’Herkes sana emanet ‘’ diyene kadar. Günlerce aylarca düşündüm kardeşlerim annem varken neden beni seçti diye Ne hissetti gönül gözüyle ne gördü de bu sözü söyledi diye oysa düşünmekle meydana çıkmıyormuş bazı şeyler yaşamak gerekiyormuş
Arkama dönüp baktığımda esen rüzgarda kasıp kavuran fırtınada en çok ben dik durabilmişim.
Yürüdüğüm yollarda yalnız hissediyorum babamsız  ve artık bakıyorum da o kadar üzüldüm  ki annemle kardeşlerime sırf  bu yüzden ailede en son ölmeyi istiyorum. Ben arkamda o kadar acı çeken insan bırakmak istemiyorum.

yangın yeri

Telefonu elimde, genelde hep bende olurdu  banka şifreleri ile onu yormak istemezdim hem patronum hem babamdı bazen şakasına '' Genç bir erkeğin telefonu karıştırılmaz'' der di ama bilirdim ki karıştırsam da bişey bulamazdım çünkü babam anneme  çok aşıktı her sözünde her davranışında hissettirirdi
Saatini de çok severdi  hasta yatağında bir aklı telefonunda bir aklı saattindeydi
Arabasını da çok severdi kolay kolay kimseye vermek istemezdi bakımını ihmal etmez yakıtını da hiç eksik etmezdi
Bu sabah arabasının bagajından bişeyler almam gerekiyordu kapağı açtığımda araba buram buram babam koktu bir an içim sızladı öyle çok özledim ki tarifi yok içimde yanan ormanın  sanırım yangın son nefesimde bitecek azar azar yanıyor içim ve dünya da ki hiç bir şey söndürme etkisine sahip değil.
İçim yandıkça anneme olan düşkünlüğüm artıyor biliyorum bir 32 yıl daha annemle böyle dolu dolu yaşamam mümkün değil.
Daha çok birlikte vakit geçiriyoruz kaliteli dedikleri zamandan üstelik birlikte konserlere gidiyoruz
bazen gülüp bazen ağlasak'ta bildiğimiz tüm şarkılara eşlik ediyoruz bazı sanatçıları babam severdi diye dinliyoruz
Bowlinge bile gittik annemle başlarda ürkekçe davransa da baya zevk aldı onu öyle mutlu görünce rolleri değiştirdiğimizi bile düşünüyorum sanki bişeyler yer değiştirdi önceden o benden sorumluydu şimdi sıra bana geçti.
Allah sağlıklı uzun ömürler versin anneme onsuz bir hayat yaşanır belki ama çok renksiz olur 

Sonbahar da geldi

Sonbahar geldi havalarda ruhum gibi soğumaya başladı. Her sabah semaverde çay demliyorum sanki gelip ''ooo daha çay hazır değil mi ?'' diyecek gibi
Onun gibi yakıyorum semaveri önce küçük odun parçaları ile tutuşturuyorum  sonra kömür ekliyorum çayı da onun gibi demliyorum çaydanlığa suyu az koyuyorum  üst demliğe yetecek kadar çayı demleyip dem çökene kadar alta yeni su ekleyip çabucak çay hazırlanmış oluyor.
Ben hiç çay sevmezdim ama 6 yılın sonunda çay sevmeye başladım.
Bazen koskaca gelen bazense bir tutam gelen altı yıl .
İyi ki diyorum iyi ki bana birlikte çalışalım demiş iyi ki 6 yıl boyunca her gün beni işten babam getirmiş.
Bazı günler iş yerinden eve gidene kadar hiç sohbet etmezdik konuşmayı çok sevmezdi
ama bazı günler sohbetine doyum olmazdı gençliğini anlatırdı onu mutlu eden hatıralarını annesini babasını anlatırdı acaba o da benim onu özlediğim kadar özlermiydi babasını annesini hiç bilmiyorum.
Arabasında ki şarkılarını hiç sevmezdim hep elem hep keder vardı sözlerde neşeli şarkı çok azdı
Neyi hatırlatır neden o şarkıları dinlerdi bilmiyorum sitem etmek yerine keşke sorsaydım diyorum
Bazı günler ise hep annemden bahsederdi sanki uzun bir yoldan eve dönüyormuşuz gibi özlerdi annemi o dönem çok saçma gelirdi sabah evde kahvaltı yaptığın eşini akşama kadar özlemek.
Bu kadar özlemek mümkün müydü ?mümkünmüş
Çok özlüyorum sanki koskoca bir boşluğun içindeyim alışamıyorum.
Çocuklarıma eşime anneme kardeşlerime yansıtmamak için elimden geleni yapıyorum ama bazen aklımın ipleri kendiliğinden olduğu yerden kopuyor
Geçen akşam televizyonda bir program vardı babam yaşlarda bir adam çocuklarını ne kadar çok sevdiğini anlatıyor dayanamayıp ağlamaya başladım kızım görmüş hemen koşup gelip sarıldı teselliyi küçüçük kollarında buldum iyi ki evlatlarım var yoksa bu acıya dayanmak mümkün değil
Elbet bir gün buluşacağız her gün mezarında içimden bunu sessizce geçiriyorum  biliyorum duyuyor beni canım babam

Gözlerimin yönü değişti.

Günleri saymayı bıraktım saydığım günler içimi daha da acıttığını fark ettiğin an bıraktım. Üç aşağı beş yukarı ne kadar gün olduğunu biliyorum ama tam günü bilmiyorum bilmekte istemiyorum.Çok şey değişti babam gittikten sonra hayatımda ona anlatmak istediğim anlatamadığım onca yaşanmışlık.
Büyüdüm ve bunu iliklerime kadar hissediyorum kaygılarım,sevinçlerim,hedeflerim.en önemlisi gözlerim yön değiştirdi.
Araba kullanmaya başladım ve her iş çıkışı büfenin orada gözlerim doluyor çünkü kulaklarımda babamın ''Sağa çekeyim sür artık '' dediği sözleri ve benim korkarak hayır deyişim geliyor aklıma
Oysa şimdi aynı yerde yanımda babam olsun isterdim ve korkmuyorum görüyor musun ? demek isterdim sonra tıpkı senin yaptığın gibi diğer araçlar geçmeden ana yola çıkmıyorum demek isterdim.
Değiştim hem de çok artık  çocuklara eskisi kadar baskı yapmıyorum çünkü herşey olacağına varıyor bunu yaşayarak öğrendim.
Başıma gelen bu acıya ''İSYAN'' etmiyorum ''Neden'' demiyorum sorguluyorum ama sonunda ''ŞÜKÜRLER OLSUN YA RAB'' diyorum işte o anlar gönlümde binlerce birbirinden ferah odalar açılıyor.
Ne zaman babam aklıma gelse imkanım varsa hemen açıp yasin okuyorum  yoksa bolca dua ediyorum.
Rabbimle aramda ki perdeler tek tek kalkmaya başladı başladıkça dünyaya neden geldiğimi daha iyi anlıyorum anladıkça bize sayısız nimet veren rabbime şükrediyorum.
Babam hastayken kim olursa olsun fark etmez herkes'den dua bekledim şimdi biliyorum her an her vakit iyi ve dar da olan insanlar dua bekliyor
Hiç tanımadığım insanlar için hiç bilmediğim güzel dilekleri için hastalıkları için dua ediyorum. Allah kabul etsin.
Tam da bu yüzden artık gözlerimin yönü değişti.

57. gün


Yıllardır dizinin dibinde olduğu halde sadece bayramdan bayrama öperdim baba nasil sevilir bilemezdim çünkü. Yaş ilerledikçe daha çok ihtiyaç duydum ,aynı zamanda daha da çekindim Babanıza sarıldınız  mi her canınız istediğinde ? ben sarılmadım ama üstü hep sigara kokar bilirdim. Yüzüne gönlümce dokunmadım ,sakallı veya sinekkaydı suratında ellerimi gezdiremedim. Sabah uyandığımda hiç "günaydın babacıım yok mu kızına bi öpücük " diyemedim ben.
Yolda onun yaşlarında onun tarzında kareli gömlek giyen biri gördüğümde çocuk gibi peşinden gitmek istiyorum. Kardeşimle geçen gün arabayı park ettiğimiz yerin karşısında ki apartmanın  üst penceresinde bir adam dışarıyı seyrediyordu babama o kadar beziyordu ki hemen kardeşime gösterdim oda benzetti sanki babama koşar gibi hızlandırdık adımlarımızı ama yaklaştıkça benzerlik bir anda yok oldu
Çok özlüyorum hem hayata adepde olmaya çalışıyorum hem bir an bocalıyorum
Bir daha hiç sohbet edemeyeceğini bilmek bunu kabullenmek öyle acı ki kahroluyorum.
Düşünüyorum babamın en şanslı çocuğum çünkü onu en çok gören benim. Torun sevgisini benim çocuklarımda tatdı
babamı kaybettim 32 yasında,
evli-işi olan, çoluk-çocuk sahibi bir kadınım.
ama var ya;
o günden beri kolum kanadım kırık,
bir yanım hep eksik...
Teselli etmiyor beni hiçbir söz
Teselli etmiyor beni hiç  bir bakış

57 gün oldu o kara haberi hastanede alalı hemen kendimi dışarı atmak istemiştim  adımlarımı ne kadar hızlandırmak istesemde  bir türlü bulamamıştım çıkışı hayatımın en uzun yoluydu.

Alışamamak


İstinasız her duasında Allahtan  ikisinin de aynı anda canını almasını ya da en önce kendinin  ölmesi için dua ederdi, annen benden önce ölürse ben mahfolurum hiçbir  yere sığamam derdi canım babam çok ama çok içten dua etmiş annemi bize emanet etti gitti ebedi hayatına çok erken oldu o kadar erken ki alışmak sabretmek  bazen imkansız oluyor.
Kendime üzülüyorum babasızlığıma üzülüyorum ama en çok annemin eşsizliğine üzülüyorum yatmıyor aylardır odasında  nasıl yatsın ki  33 yıl göğsünde uyuduğun adam yok  koca yatak sadece ona  ait artık  alışkın olduğu kalp atışları yok.
Dün gece kuzenlerim vardı evde babam vefat ettiğinden beri neredeyse her akşam annemlerdeler anneme biraz neşe biraz umut biraz huzur vermek için . İnsan böyle anlarda anlıyor iyilik etmenin güzelliğini annem sevilen hemde çok sevilen bir hala. Annemin babamı düşünmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar dün gece yarısı herkes sevdiği şarkıyı paylaştı biz annemi mutlu edelim derken annem yine dalıp gidip gözleri doldu . İçim parçalanıyor öyle olunca artık iyice biliyorum ki annem üzüldüğünde burnu kıpkırmızı oluyor kendini sıkmaktan. Ah annem acılarını dindirecek bir şeyler gelse elimden ama ellerim bomboş çünkü aynı acı beni kasıp kavuruyor

ağlama,duymaz artık
bir varmış...
bir yok oldu

giderken bıraktığı bütün renkler siyah oldu
üzülme anla artık....
belki de huzur buldu

Herşeye hazırlıklı olun

40 gün boyunca küçük bir kız çocuğu gibi içimden marş gibi ''benim güçlü kocaman babam'' dedim.
Çünkü babam benim tanıdığım en güçlü adamlardan biriydi hala yaşananlara inanmakta güçlük çekiyorum sanki bir yerlerden çıkıp gelecek gibi yada telefon açıp ''seni almaya geleyim mi ?'' diyecek gibi
Umudumu sadece mezarlıkta kaybediyorum  orada babamın adını soyadını görmek işkencelerin en büyüğü gözlerimi kaçırıyorum çoğu zaman bu seferde karşımda park halinde ki arabasını görüyorum  burnumun direği sızlıyor o an.
iki göğsümün arasında bir sızı babam yoğun bakıma yattığı gün başlamıştı hala devam ediyor belkide ömür boyu sürecek bilmiyorum gittiğim doktor psikolojik dedi  ciddi bir sorunum yokmuş.
 Yoğun bakım en karamsar insanların bile gün geçtikçe mucizelere inandığı yer bence
Doktorlar ''herşeye hazırlıklı olun'' dediğinde bile beyniniz bal gibi ne demek istediğini anlasa da salağa yatıyor daima bir umut var diyor içinizden bir ses. Doktor Allah mı zamanını bilsin diyorsun
hem ben gördüm eli kıpırdadı tepki verdi diyorsun bir umudun dalına tutunup sımsıkı sarılıyorsun
Sonra bir sabah doktor arıyor oysa o sabaha kadar hiç aramamış neden aradığını anlıyorsun yine konduramıyorsun  kulağında ''acil yetişin'' sözü kalıyor sadece
Apar topar arabaya bindiğinde aklında sadece bir yanlışlık olmuştur kesin hastaları karıştırdılar babam o yoğun bakım ünitesinde ki en iyi hastaydı ona bişey olmamıştır diye düşünürken kendine söz veriyorsun doktorlara hatalarından dolayı kızmıyacağım insanlık hali olur diyorsun.
Taki o yoğun bakım ünitesinin önüne gelince anlıyorsun ''Herşey hazırlı olun'' sözünün ne demek olduğunu
İnsan babasının ölümüne nasıl hazırlıklı olabilir ki 

En imkansız özlemleri yaşıyorum.

İçinden çıkılmaz bir duygular içindeyim. Herhangi bir anda bazen tanıdık bir koku aklıma  düşürüveriyor babamı bazen sıcacık bir çay. Önce tebessüm edip iç çekiyorum sonra tuzlu gözyaşlarının tadı eşliğinde burnum sızlamaya başlıyor. Gözlerimin  önünden arı uçuşu hızında babamla yaşadığınız anlar geçiyor ve telefon edip hiç olmazsa sesini duyma isteği dayanılmaz oluyor. Hatta bazen elim telefona gidiyor ve bir anda telefonun öbür ucunda onun sesini bir daha hiçbir zaman duyamayacağımı bir kez daha hatırlıyorum.

İşte o an yaşama sıkı sıkı bağlayan iplerim gözyaşlarım eşliğinde kopuyor hem gülüyor hem ağlıyorum.

En imkansız özlemleri yaşıyorum.
Dokunulmaz,alışılmaz,paylaşılmaz,yok sayılmaz,bitmez,azalmaz,

Hep kalan özlem her bir nefeste babama bir adım daha yaklaşıyorum  buda avunduğum tek teselli

iki hafta

Tam 2 hafta ...
koskoca 2 hafta bir ay bile değil ...
benim için hala bitip tükenmeyen belki bir 2 saniye...
2 hafta falan değil ...
belki bitip tükenmeyen ağırlığında o acı anın ...
annemin canım ananım acı içinde ağlaması esnasındaki ağlayarak sarılmam ...
teselli ederken bile mahvolmam ...
morgda o halini görüp yıllardır en ufacık şeye ağlayan sandığım  şu deli gönlümün acılar içinde ilk defa  ağlaması ...
iki haftadır mezarına su dökmem ...
mezarlıkta korkmadan  yalnız ağlamam ...
sürekli ağlamam ...
bitmeyecek belki bu acı ...
bu can bu bedenden çıkana dek ... 

Gören çok zayıfladığımı söylüyor oysa aylarca kilo vermek için uğraştım bir çok formül denedim yinede kilo veremedim.
Evet şimdi zayıfladım çünkü bedenimle birlikte ruhumda zayıfladı
Gökyüzünde 32 yıl özgürce uçmuşum kanadımın kırıldığı gun anladım
Yuregımde kocaman bir yara ne zaman diner acısı bilmem
Kuçuk bir kız çocuğuymuşum
Bir günde büyüdü o kız

:(

Söğüt ağaçlarıyla çam ağaçlarıyla hüzün ve huzur veriyor babamın yeni mekanı. Orada her mezarın ayrı bir hikayesi var. özlemleri, yaşayamadıkları, acıları, üzüntüleri, yarım kalmışlıkları ile hep öykülerini düşünüyorum.En çok ziyaretçisi olmayan mezarlar belli ediyor kendini. Otları artık orman olmuş, taşları kırılmış, bakımsızlıktan harap olmuşluklarından yalnız olduklarını anlıyorum. "acaba dünyada da böyle yalnız mı yaşadılar" diye düşünüyorum dunyaya nasıl kapısız, penceresiz karanlık bir ortamdan doğup geliyorsak aynı şekilde kapısız, bacasız, karanlık bir yere gidiyoruz.

Babasızlığım


Bir yanım  eksildi. Dünyada kapladığım yer sanki küçüldü. Artık bir  mezarlıkta ziyaret edilmesi gereken bir ölü sahibiyim ve sanki  bu durumu herkesin bildiğini sanıyorum. Yolda,arabada,evde, yürürken aniden gözlerim doluyor hatta ağlamaya başlıyorum. Gittikçe yiten giden bir hayali eskisinden de çok seviyorum, özlemek ama yanına gitmeye de korkmak tuhaf duygular içindeyim.
İçimde bir ses toprağı ellerimle eşersem babam sapa sağlam çıkacağını söylüyor tuhaf bir delilik hali babasızlık.
Hani bir türkü var ya ‘’rengi gözümde solan dünya’’ diye tam da öyle şuan dünya da benim için bir anda tüm renkler solup gitti
İçim yanıyor hem de cayır cayır. Kimse tahmin bile edemiyeceği bir yangın.
Artık onu görebileceğim tek yer rüyalarım her gece yalvarıyorum bir kere rüyamda göreyim diye çok şey mi istiyorum bilmiyorum  ama göremiyorum.
Bugün iş yerinde semaverde çay demledim babam çok severdi o sever diye işe gelmeden  önce çayını hazır ederdim o çay içer ben yanında  otururdum  dünya telaşı konularda sohbet ederdik. Sohbet ettikçe bende  çayı sevdim  30 yıl aklım neredeydi bilmiyorum ama iki yıldır çayın keyfini alıyordum düşündüm de bugün babam sevdirmiş çayı bana. Şimdi bir onun için bir de kendim için yudumluyorum.
                Kısaca babasızlığım

ağır bir matem, 
ağır bir yara,
ağır bir hüzün,
ağır bir kalp ağrısı,
dinmeyecek bir sızı... 

kalbimde ki odalarından birinin sonsuza kadar boş kalması, sırtımı dayadığım kalenin yıkılması... 

eksik kalmam

baba " kelimesini kullanamayacak olmam

acı verici kahredici bir durum….

Gün olur Asra Bedel

''her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi milli gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. edebiyatın milli hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. yazar, ufkunu milli olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. iyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır.''
böyle diyor aytmatov,milletlerin suni bir kavram olmadığını ama tüm milletlerin insan paydasında nasıl buluştuğunu,paylaştığını anımsatıyor kitabında okuyucusuna.
kitabın fantastik,ütopik ve gerçekçi yönlerini sade diliyle çok iyi harmanlamış,bozkırın ortasından uzay boşluğunda başka varlıkların yaşadığına gezegene atlarken ya da nayman ana efsanesini okurken geçişi hissettirmiyor,üstelik birinde günlük konuşma dili diğerinde az da olsa matematik bir dil varken.
yedigey ile bütün olarak insanı en çokta vefayı ve engel olamadığı duygularını,kazangap ile geçmişleri,gelenekleri ayakta tutmayı,sabitcan ile insanın toplumuna nasıl uzaklaştığını,onu nasıl küçümsediği,abutalip'in ölümüne neden olan müfettiş ile nasıl hırsımıza yenik düştüğümüzü ve tamamıyla da insan olduğumuzu tüm yönleriyle farklı karakterler üzerinden anlatıyor yazarı.
aynı zamanda da kendi milletinin uğradığı haksızlıkları,hakketiğinden çok uzak yaşam sürdüğüne ve rejimin baskılarına da değiniyor..kazeke'yi gömmek için gittiği mezarlıkta karşısına çıkan askerle ana dillerinde değil de rusça konuşmak zorunda kalması,durumun nasıl gücüne gittiğini gösteriyor.

Alıntılar
Duygu bir şarkıdan başka bir şey değilse, şarkı söylemek niçin ayıp olsun?

"Asıl mesele de bu işte. Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur..."
Diyelim ki buradan gittin. Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun? Hayır Yedigey, kaçmakla kurtulamazsın. Yiğitlik kaçmakta değildir. Eğer yiğit isen, bildiğim Yedigey isen, burada kalıp üstesinden gelmelisin o meselenin. Herkes gidebilir, herkes kacabilir ama, herkes kendine hakim olamaz, herkes kendine karsi zafer kazanamaz.

İnsan yalnız Allah'a sırt çeviremez, yalnız O'na küsemez. Allah ölüm verirse, bu, hayatının sona ermesi demektir. Çünkü insan doğar ve vakti gelince ölür. Bunun dışında, bu dünyada olan her şeyin hesabı sorulur!


Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

Okuduğum 3. Ahmet Ümit kitabı oldu ''Beyoğlunun en güzel abisi'' 2 günde bitti başlarda ne kadar çok heyecanlandıysam sonlara doğru bir o kadar sıkıldım.
Başka ölen Engin merak uyandırıcı iyi mi kötü mü bilinmez bir adamdı. Hayatı akmaya başlayınca çoktan ölümü hak ettiği ortaya çıkıyor bu sefer kim öldürdüyse öldürmüş iyi ki ölmüş diyor insan.
Sıkılmaya başladığım ilk an ise ''Nazlı hanım'' lı kısımlar bence çok gereksiz çok saçma
Kitap yazmak önemli bir iş gelecek nesillere bugünü ışık tutmak, helede önemli bir yazarsan tüm ülke kitabını okuma potansiyeli varsa bence basıma vermeden önce tekrar tekrar okunmalı
Gezi olayları bence bu ülkenin kara bir lekesi çok hassas bir konu ''bence'' imalarıyla dolu bir yazı ele alınmamalı. Başta doğa amaçlı başlatılmış olsa bile sonradan yaşananlar göz ardı edilmemeli. Polisiye bir romanda polisler al aşağı edilmemeli
Sevdiğim kısımlara gelince Nevzat komiserin ilişkisi güzel bir detaydı. Tinerci çocuklarda hoş bir ayrıntı olmuş fakat bilenen birşey  olsa da sokak ağzı  bu kadar argo kelimelerle süslenmemeliydi.
Yazarın kendini kitap içinde sevimsiz ve meraklı bir tip olarak ele alması hem yeni bir akım hemde gülümseten bir detayken olmasa da olurdu.
En beğendiğim kısım kapak tasarımı oldu sade ve şık ve bir çok duyguyu bir bakışta hissettire biliyor.

Alıntılar

 Kadınlardan biri size "abi" diyorsa, benim için kötülük düşünme, düşünüyorsan da lütfen yapma demek istiyordur.



"Aşk nedir, Başkomiserim?"
"Bilmiyorum ki... Sevip de kavuşamamaktır, isteyip de alamamaktır, ne bileyim. Bir insanı yanında istemektir... Ama herkesin kendine göre bir aşk tarifi var."

"..., faili meçhul cinayetlerde, en masum görünenlerden başlayacaksın şüphelenmeye."


Belki eski kafalı diyeceksiniz, ama bir evde kadın yoksa, orası hiçbir zaman yuva olmuyordu galiba

"Galiba ben bu çağa ait biri değilim."

Kıymet bilmek lazım

Zerafet kadar değerli anlamına cuk diye oturmuş başka bir başka kelime daha var mı acaba ?
Kadınla özdeşlemiş ol sa da zarif erkek bir başka oluyor . Bir kere ince düşünür,anlamı hareket eder
Benim canım eşim bu cuma gününde seni bana nasip eden rabbime binlerce kez şükürler olsun.
Benim gözümde tıpkı bir inci gibi  sade ve çok kıymetlisin.
Beni ''Gerçekten '' mutlu ettiğin için, özel, kıymetli hissettirdiğin için  bu devirde bu değişen düzenden kaba saba insanların içinden iyi ki varsın
Kıymetlim


İçimde kaleler inşaa ettim kırılmamak adına 

Harcına gözyaşı döktüm daha da sağlam olsun diye 
Şimdi yarattığım zindanlarda ışıksızım 
Kaçtım kendime saklandım her küstüğümde 
Vazgeçtim aynalardan vakitsiz uykularda 
İnsan kendine rağmen yaşamayı bilmeli bazen 
Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım 
Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm 
Benmişim kendini savunurken en çok hançerleyen 
Bir meçhul olmuşum failim ben 

Kendime kızdıkça kendimden uzaklaştığımın farkına varmadan geçmiş yıllarım kendimi olduğum gibi kabul etmek ne zor gelmiş kendime 
Yolunda gitmeyen şeylerin sebebi görmüşüm kendimi yıllarca kendime kızdıkça sorunlar biriktirmişim hiç yok yere biriktikçe dolanmış her biri birbirine kördüğüm olmuş kendime hak vermeye başladığımda görüyorum. 
Kendime değer vermeye başladığım ilk an sanırım geçen yıl bu zamanlardı kedi korkum için gittiğim bir yerden kedi korkum hiç açılmadan hayatımın dersini alarak çıktım. Biri önüme Şerife'yi koydu
Hiç beklemediğim bir anda beni darmadağın etti. Dakikalarca ağladığımda düştüğüm duruma içerleyip tekrar ağlıyordum insanın kendisi ile yüzleşmesi çok zormuş
Artık daha mutlu daha huzurluyum rabbimin sınavları bitmez bilincindeyim ama bile bile kendimi kullandırmak istemiyorum
Rabbimin bugününe bin şükür

40 yılda bir gelir

Kendisinin dediği gibi ''Nasıl anlatsam bilemiyorum'' bildiğim tek şey hem benim, hem eşimin,hem de çocuklarımızın hayatında çok önemli bir yerde olduğu  ve 40 yılda bir geleceği.
Barış Manço devrinin çok üzerinde, fütürist biri bence ayrıca modern çağ aşığı, seyyah, pedagog ve bir eski Türkiye insanı.
Allah'ın kendisine verdiği kabiliyeti, sesi, boş işlerde tüketmek yerine yine Allah yolunda kullanmış olan nadir sanatçılardan. şimdikilere benzemez, aşkla meşkle kafayı bozmamıştır. Sağlığınızın kıymetini bilin der, helal para kazanın der, yoksulları doyurun der, intihar etmeyin der, sürekli ölümü hatırlatır. Lahmacun da yeriz, hamburger de yeriz, o halde ne diye bölünüp parçalanıyoruz der.
Bir şarkıyla okuma yazma bilmeyenlere alfabeyi belletiverir tabi sadece sözler değil besteler de müthiş bence. Allah karşılığını verir umarım.
Tatil için yaptığımız yolcularda olmazsa olmazımızdır Barış Manço şarkıları çocuklarımızın da en az bizim kadar sevmesi bence büyük bir hediye
Geleceğe anılar biriktiriyoruz sepetimizde ki en büyük değerlerden biri Barış Manço

KÖRDÜĞÜM (YILIN 5. KİTABI)

Kitabın dili sade ve anlaşılır.Hikayede aksiyon ve merak duygusu ön olanda ilerliyor.Bahsedilen kişi Esra,hafızasını kaza sonucu yitirmiş,bunun sonucunda klinikte yatmış bir genç kız.Artık birşey hatırlamıyordur.Başına gelen bu olay aslında sevgilisinin ona bir paket vererek,bu paketi İstanbul'da birisine teslim etmesini istemesiyle başlıyor.Ne peşindeki adamlardan nede başına geleceklerden habersiz.İnsan düşünmeden edemiyor,insan sevdiğini tehlikeye atar mı?Ama şöyle bir gerçekte var,herşeyin bizim elimizde olmadığıdır,insanın başına istemediği halde gelebiliyor,Kördüğüm girdabına girebiliyor.Keyifli okudum


NOT: En sevdiğim kısım kördüğüm şarkısı üzerine kurgulanması tüm öykünün



Öyle uzak ki yerim uzakları aşıyor
Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor
Ya her şeyim ya hiçim, sorma dünyam ne biçim
Bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolaşıyor... çözdükçe dolaşıyor






KİTAP'DAN ALINTILAR
“Hayatım, beni cehenneme savuran bir rüzgârla altüst olmuştu, böyle olmasında ne suçum ne de katkım vardı. Etrafımda neler dönüyor, bilmiyordum. Fakat tuhaf bir şekilde içinde bocaladığım çaresizlik duygusu giderek mücadele ruhuyla yer değiştiriyordu…”

Kimseye ama kimseye inanmıyorum, güvenmiyorum. Çünkü maskelerin ardında saklıyız her birimiz. Hepimizin içinden bir başkası çıkıyor ve her yeni yüzümüzle, tıpkı Matruşkalar gibi, biraz daha küçülüyoruz.

İnsan filozof olayı beceremezse, dertlerin altından kalkamaz.

... çünkü uyku gerçeklerden mük
emmel bir kaçıştı.


"...batan gemiyi önce fareler terk eder. Ben geminin faresi yerine kaptanı olmayı tercih ediyorum. Ne zaman ki bacasına kuş gibi tünerim, hiç çare kalmamış, işte ancak o zaman terk ederim gemimi, sadece canımı kurtarmak için, " dedim ben, "çünkü kaptan, gemisini yürütene denir."

Depresyondaki insan,kimseyle iletişim kurmak istemez,zorlanınca büsbütün hırçınlaşır.